Dış Kaynak Kullanımı İşletmeleri Nasıl Sürdürülebilir Kılar?

Dış kaynak kullanımı, günümüzün acımasız pazarında rekabetçi kalabilmek için uygun maliyetli bir strateji olarak her büyüklükteki işletme arasında popülerlik kazanmaktadır. Dış kaynak kullanan işletmeler genellikle daha düşük maliyetler ve kendi başlarına oluşturabileceklerinden daha fazla kapasite gibi büyük faydalar görmektedir. Ancak bu süreci doğru yürütmek zor olabilir. Dış kaynak kullanımının riskleri vardır – ancak ne yaptığınızı bildiğinizde, işinizi sürdürülebilir bir şekilde büyütmenin en etkili yollarından biri de olabilir. Bu blog yazısında, dış kaynak kullanımının işletmeleri nasıl sürdürülebilir kılabileceğine göz atıyoruz.

Neden Dış Kaynak Kullanımı?

Bir işletmenin bazı işlevleri için dış kaynak kullanmak istemesinin çeşitli nedenleri vardır.

Artan Verimlilik: Şirketiniz her şeyi şirket içinde yapıyorsa, mevcut ekiplerinizin kapasitesine bağlı kalır – bu da ihtiyacınız olanı sağlamak için yeterli olmayabilir. Dış kaynak kullanımı, tam zamanlı çalışanları işe almak için gereken uzun vadeli taahhüt olmadan, yoğun talebi karşılamak için ihtiyaç duyduğunuz yardımı geçici olarak almanıza olanak tanır.

Uzmanlığa Erişim: Belirli görevleri şirket içinde tamamlamak için gereken uzmanlığa sahip olmayabilirsiniz. Bu durumlarda dış kaynak kullanımı, çalışanlarınızın en iyi yaptıkları işe odaklanmalarını sağlarken, işi yapabilecek uzmanları getirmenizi sağlar.

Uzman Teknolojiye Erişim: Dış kaynak kullanımı, yeni teknolojileri destekleyecek altyapıya sahip olmadan entegre etmesi gereken işletmeler için de iyi bir strateji olabilir. En son teknolojiye erişim sağlayabilecek bir tedarikçi ile anlaşmak, yatırımınızdan en iyi şekilde yararlanmanıza yardımcı olabilir.

Ölçek Ekonomileri: Son olarak, dış kaynak kullanımı, şirketlerin genellikle daha küçük şirketler için mümkün olmayan ölçek ekonomilerinden yararlanmasına olanak tanır. Görevleri bir tedarikçiye yaptırmak, çok daha büyük bir şirketin alacağı hizmet seviyesini maliyetinin çok altında almanızı sağlar.

Sürdürülebilir iş nedir?

Sürdürülebilir bir işletme, mevcut üretim seviyesini uzun vadede koruyabilen bir şirkettir. Büyümek zorunda değildir, isterse büyüyebilir, ancak şu anda ürettiğinden daha az ürün veya hizmet üretemez. Bir işletmenin sürdürülebilirliğini etkileyebilecek çok sayıda faktör vardır, bunların arasında en önemli iki faktör arz ve taleptir. Ürettiğiniz ürün veya sunduğunuz hizmetin talebi karşılamak için yeterli olduğundan emin olmak istersiniz, ancak stok yaparak ve iflas edecek kadar fazla olmasını istemezsiniz. Ayrıca ürün veya hizmetinize olan talebi karşılamak için yeterli sayıda çalışanınız olduğundan da emin olmanız gerekecektir.

Dış kaynak kullanımı sürdürülebilirliğe nasıl yardımcı olur?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, dış kaynak kullanımı iş sürdürülebilirliğini iyileştirmek için harika bir yol olabilir – ancak yalnızca doğru yapıldığı takdirde. Akılda tutulması gereken birkaç önemli nokta:

İhtiyaçlarınızı Doğru Dış Kaynak Kullanımı Modeliyle Eşleştirin: Her biri belirli bir dizi ihtiyaca göre uyarlanmış farklı dış kaynak modelleri vardır. Sizin için doğru olan modeli seçtiğinizden ve paranızın karşılığında ne aldığınızı net bir şekilde anladığınızdan emin olun.

Riskleri Anlayın: Dış kaynak kullanımı tedarik zincirinizi yönetmenin etkili bir yolu olsa da, farkında olmanız gereken potansiyel tuzaklar bulunur. Zayıf iletişim süreci yavaşlatabilir, siparişlerin geç teslim edilmesine veya hiç teslim edilmemesine yol açabilir. Kötü kalite kontrolü, müşteri memnuniyetsizliğini artırırken markanızı riske atabilir. Yetersiz hizmet seviyeleri müşterilerinizin ayrılmasına neden olabilir.

Sürdürülebilirlik odaklı dış kaynak kullanımı stratejileri

Tam Yaşam Döngüsü Maliyetini Anlayın: Dış kaynak kullanımının uzun vadede işletmenizi nasıl etkileyeceğini anlamak için, tam yaşam döngüsü maliyetini anlamanız gerekir. Katlanacağınız maliyet sadece tedarikçi şirkete yapacağınız ödeme ile sınırlı değildir, aynı zamanda ilişkinin yönetilmesiyle ilgili maliyetleri de dikkate almalısınız. Eğitim, izleme ve iş birliği sürecinde meydana gelebilecek hataların maliyeti de dahil olmak üzere bu ilişkiyi yönetmekle ilgili tüm maliyetleri hesaba kattığınızdan emin olun.

Süreçlere Değil Sonuçlara Odaklanın: İşletmelerin dış kaynak kullanırken yaptıkları yaygın bir hata, tedarikçinin işi hangi süreçle yapacağına çok fazla odaklanmaktır. Her iki tarafın da süreci anladığından emin olmak önemli olsa da, dış kaynak kullanımı ilişkisinin elde etmek için tasarlandığı istenen sonuçlara odaklanmak da aynı derecede önemlidir.

Projeyi Etkin Hale Getirmek için Teknolojiyi Kullanın: Dış kaynak kullanımının zaman içinde etkili kalmasını sağlamak için, proje adımlarını güncel tutmanıza yardımcı olacak teknolojiyi kullanmak önemlidir. Aşağıdakileri yönetmek için araçlara sahip olduğunuzdan emin olun: – Sözleşme Hüküm ve Koşulları – Değişiklik Emirleri – Sözleşme Ödemeleri – Teslimatlar

Sonuç

İş için doğru dış kaynak türünü seçtiğinizden emin olduğunuz sürece, dış kaynak kullanımı işinizi sürdürülebilir kılmanın harika bir yolu olabilir. Gerektiğinde ayarlamalar yapabilmeniz için dış kaynak ilişkilerinizin maliyetlerini ve sonuçlarını takip ettiğinizden emin olmanız da önemlidir.

Dış Kaynak Kullanımının Zorlukları: Yazılım Geliştirme Sözleşmesi

Yazılım geliştirme sözleşmesi, dış kaynak kullandığınızda sizi ve işinizi korur. Ortaya çıkabilecek herhangi bir uyuşmazlık durumunda yasal bir dayanak sağlar. 

Yetenek eksikliği arttıkça, dış kaynak kullanımı ihtiyacı da dünya genelinde daha yaygın hale geliyor. Ancak, maksimum fayda için bunu doğru şekilde yapmak kritik önem taşıyor.

Yanlış anlaşılmalar ve gizli maddeler istenmeyen sorunları tetikleyebilirken yazılım geliştirme sözleşmesi tarafların bu istenmeyen durumlardan kaçınmaları için güvenli bir ortam sağlıyor.

Göz atın: En İyi Teknoloji Şirketleri Neden Yazılım Alanında Dış Kaynak Kullanımına İhtiyaç Duyar?

Yazılım geliştirme sözleşmesi nedir?

Yazılım geliştirme sözleşmesi, bir kağıt parçasından ibaret değildir. Bu sözleşme her iki tarafın da

  • şu anda ne konumda olduklarını ve
  • geleceğe dair ortak planlarını anlamalarına yardımcı olabilecek temel bir yol haritasıdır.

Standart bir sözleşmede, proje için yatırılacak zaman ve para hakkındaki tüm bilgiler, işin ana hatları, sorumluluklar ve önemli olan diğer tüm ek bilgiler yer almalıdır.

Bu sözleşme, her şeye dair net bir fikriniz olmasını sağlar. Sizi olası dolandırıcılıktan ve ihanetten korur.

Yazılım geliştirme sözleşmesi türleri

Bu sözleşmeler genellikle kurumun tedarikçisinden beklentisine göre farklı bilgiler ve birtakım hukuki belgeler içerir. Düzenleme ve bağlılık modeline bağlı olarak üç tür yazılım geliştirme sözleşmesi vardır:

1. Süre ve malzeme sözleşmesi

Süre ve malzeme sözleşmesini belirli bir zaman diliminde bitecek projelerinizde kullanabilirsiniz. Bu projelerin kapsamı genel hatlarıyla belirlenmiştir. Bu sözleşme türüyle belirlenmiş bir proje üzerinde tam bir hakimiyet kurarsınız. Üstelik sadece yapılan işin ücretini ödersiniz.

2. Özel teknik ekip sözleşmesi

Bu model, kapsamı daha muğlak olan uzun soluklu projeler için daha iyidir. Bu tür projelerde, işe aldığınız ekip kurumun bir uzantısı gibi olur.

3. Sabit fiyatlı ürün geliştirme modeli sözleşmesi

Bu modelde tedarikçi ücret karşılığında belirli bir hizmeti sağlamak zorundadır. Küçük ve orta çapta projelerin çoğunda genellikle kapsamı önceden belirlenmiş sabit fiyatlı bir sözleşme yapılır. Kurum, geliştirme sürecinde fazla etkin olmak istemez.

Yazılım geliştirme sözleşmesinde neler olmalı?

İyi bir yazılım geliştirme sözleşmesi için birkaç temel şey vardır:

Çalışma süreci

Çalışma süreci genellikle sözleşmenin doğrultusundan ve duraklarından bahseder. İyi bir proje önceden planlanmalıdır. 

Ayrıca müşterinin herhangi bir değişiklik yapıp yapamayacağı, eğer yapabiliyorsa kaç tane değişiklik yapabileceği gibi ek bilgileri de çalışma süreci bölümüne dahil etmelisiniz.

Geliştirme süreci

Bu bölüm aşağıdakilere benzer ürün detaylarını içerir:

  • Nihai ürünün nasıl olması gerektiği
  • Çalışma süreci
  • Müşterinin üründen neler beklemesi gerektiği.

Mülkiyet sahipliği

Fikrî mülkiyet haklarıyla ilgili detaylar bu bölümde yer almalıdır. Bu detaylar, ileride taraflar arasında herhangi bir yanlış anlaşılma olmasını veya anlaşmazlığın çıkmasını engellemeye yardımcı olur.

Telif hakkı sahipliği

Bu bölümde projede kullanılacak malzemelerin ve telif hakkının kime ait olduğunun net bir açıklaması yer almalıdır. Geliştirmekte olduğunuz yazılımın mülkiyet yapısı da önemlidir.

Ödemeler

Ödeme tarihi, toplam ödeme, ödeme türü ve varsa ek ücretler gibi tüm ödeme detayları bu sözleşmede yer almalıdır.

Garanti

Yazılımın onarımının ve sürümünün yükseltilmesinin yapılacağı zaman aralığı verilmelidir.

Gizlilik

Bu bölümde her iki taraf da gizli bilgileri paylaşmayacaklarını kabul ederler. Projeyi her koşulda korumak ve projenin kötüye kullanılmasını engellemek mutlaka gereklidir.

Uyuşmazlıkların çözümü

Uyuşmazlıkların çözümü maddesi, taraflardan birinin anlaşmayı bozması halinde nasıl bir yol izleneceğin bilinmesi için önemlidir. Bu madde ekibi ileride karşılaşılabilecek anlaşmazlıklardan korur ve gerektiğinde yasal işlem yapma hakkını verir.

Bu yazı da ilginizi çekebilir: Dış Kaynak Kullanımı Ekonomiyi Nasıl Etkileyecek?

Yazılım geliştirme sözleşmesinde olası tehlikeler

Sözleşme yeterince net ve belirgin değilse beklenmedik anda çeşitli tehlikeler ortaya çıkabilir. Sözleşmeyi yazarken yeterince şeffaf olmamak ve önemli bir bilginin atlanması gelecekte büyük bir soruna yol açabilir.

Sözleşme düzgün hazırlanmadıysa belli başlı sorunlar ortaya çıkabilir. Şu durumlar söz konusu oldığunda sözleşmenin düzgün hazırlanmadığı söylenebilir:

  • Projenin kapsamı,
  • Müşterinin ve tedarikçilerin sorumlulukları,
  • Yazılımın garantisi ya da yazılımdan beklenen kalite,
  • Kabul kriterleri,
  • Ödeme ve maliyet koşulları,
  • Tazminat ve güvence,
  • Sahiplik ve telif hakkı net değildir.

Dış kaynak kullanarak yapılan yazılım geliştirme tüm süreci kolaylaştırır ve sürecin karmaşıklığını azaltır. İşe başlarken sözleşme imzalamak proje hakkındaki fikrinizi netleştirir. Aynı zamanda vakit kaybını azaltarak ve süreci daha anlaşılır kılarak size rehberlik eder. 
Daha detaylı bilgi almak için ekibimizle görüşün.

İş Zekâsı ile Çevikliği Arttırın

Günümüzde iş ortamı oldukça dinamik ve sürekli değişiyor. Bu nedenle işletmelerin müşterileriyle sıkı bağlar kurabilmek ve bunları koruyabilmek için kendilerini her daim yenilemeleri ve sektörün mevcut koşullarına uyum sağlamaları gerekiyor. Çeviklik diğer adıyla agility işte bu sebeple hangi sektörde olduğu fark etmeksizin her kurum için büyük önem teşkil ediyor.

İş yapış şekillerini ve sistemlerini yenilemeyen veya en yeni teknolojileri yakından takip ederek hızlıca adapte olamayan şirketler, pazar paylarını yeni koşullara anında uyum sağlayan rakiplerine kaptırmak zorunda kalıyorlar.

Özellikle verinin olağanüstü önem kazandığı günümüzde işletmelerin rekabet üstünlüğü sağlayabilmesi ve müşterilerini elinde tutabilmesi için akıllı teknolojilerden destek alması şart.

İş çevikliği ve iş zekası, şirketlerin müşterilerini her daim mutlu etmelerine ve sürekli gelişen ve değişen endüstri karşısında bile yıllarca dimdik ayakta durabilmelerine yardımcı olur.

İş Çevikliği Nedir?

İş çevikliği, esasen bir şirketin yapısının, hizmetlerinin ve ürünlerinin 

  • ‌yeni talepler,
  • ‌piyasa değişiklikleri ve
  • ‌teknolojik gelişmeler 

doğrultusunda hızlı ve kapsamlı bir şekilde dönüşümünü ifade eden bir organizasyon yöntemidir.

Çevik bir işletme esnektir ve maliyetleri yükseltmeden ve kaliteden ödün vermeden müşteri ihtiyaçlarına hızla yanıt verebilir. Bir işletme değişen koşullar karşısında iş stratejisini ne kadar hızlı değiştirip yeni stratejiler üretebilirse o kadar çevik demektir.

Sistemlerini ve sundukları hizmet ve servisleri sürekli olarak yenileyen işletmeler, iş çevikliği sayesinde rakiplerinden bir adım öne çıkarlar.

İş çevikliği sadece hız ile ölçülmez. Çünkü  pazar talebine cevap vermek için hızlıca üzerine çok düşünülmemiş kararlar almak her zaman en iyi ve şirket için en faydalı seçenek olmayabilir. Çevik bir işletme olmak için önemli olan doğru kararları hızlı bir şekilde almaktır.

Çeviklik İşletmeniz İçin Neden Önemli?

İş çevikliğini işletmeniz ve sizinki gibi binlerce başka işletme için önemli kılan birkaç neden vardır. Örneğin aşağıdakilerden bazılarını hedeflediğinizi varsayalım:

  • ‌Değişen pazar taleplerine hızlıca yanıt vermek,
  • ‌Olağanüstü müşteri hizmeti ve memnuniyeti sunmak,
  • Kârınızı arttırmak,
  • ‌Rakipleriniz arasında öne çıkmak,
  • ‌İşletmenizde operasyonel verimliliği artırmak ve
  • ‌İş hayatındaki belirsizliği daha etkin yönetebilmek.

Eğer işletmeniz için yukarıdakilerden bir veya birkaçını hedefliyorsanız, iş çevikliği bu hedeflerinize ulaşmanıza yardımcı olacak en etkili yöntemlerden biridir diyebiliriz.

İş çevikliği, değişen pazar trendlerini gerçek zamanlı olarak izlemenize ve analiz etmenize, şirketinizin iç yapısını, ürünlerini ve hizmetlerini pazar talebine cevap verecek şekilde yenilemenize olanak tanır. Böylece, müşterilerinizin değişen ihtiyaçlarına hızlıca yanıt verebilir ve yüksek müşteri memnuniyeti sağlayabilirsiniz.

İş Zekâsı (Business Intelligence) İş Çevikliğinizi Artırmanıza Nasıl Destek Olabilir?

İş zekâsı veya kısaca BI, ham verileri bütünlüğünü bozmadan anlaşılır bir şekilde analiz etmek için kullanılan teknolojilerin (yazılım, uygulama ve araçlar) tümü olarak adlandırılabilir.

İş zekâsının iş çevikliğini artırmaya yardımcı olabileceği üç temel yol sayabiliriz.

Gerçek Zamanlı Analizler ile Veriye Dayalı Kararlar

Sürekli gelişen teknoloji sayesinde, olaylar gerçekleştikleri anda ortaya çıkan verileri gerçek zamanlı olarak toplayabilir ve analiz edebiliriz.

Geçmişte işletmeler verileri topladıktan sonra topluca analiz etmek zorundalardı. Çünkü olaylar karşısında eşzamanlı veri toplarken analiz etmek için teknoloji yeterince gelişmemişti. Artık iş zekâsı sayesinde veriye dayalı, bilinçli iş kararları ve daha hızlı aksiyon almak mümkün.

Gerçek zamanlı olarak toplanan ve analiz edilen veriler, talepteki değişikliklerin belirlenmesine yardımcı olur. Kuruluşunuzdaki karar verme sürecini etkileyecek eyleme geçirilebilir içgörülere anında dönüştürülür. En önemlisi ise size rekabet avantajı sağlar.

Raporlama ve Analiz Süreçlerinin Otomotizasyonu

Otomatik raporlama ve analitik süreçleriyle iş akışınızı kolaylaştırmak zamandan tasarruf etmenizi sağlar. Örneğin, personeliniz bir rapor oluşturmak için gereken verileri manuel olarak toplamak yerine, ihtiyacınıza göre otomatik oluşturulan raporları analiz etmek ve daha iyi stratejiler geliştirmek için daha fazla zaman ayırabilir. Bu sayede çalışanlarınızdan aldığınız verimi en üst düzeye çıkarabilirsiniz.

Bu süreçlerin otomatikleştirilmesi, bilgilerin doğrulanmasına da yardımcı olur ve hata riskini azaltır. Ayrıca, otomatik raporlama ve analizler sayesinde, istediğiniz sıklıkta rapor alabilirsiniz. Raporlama sıklığını artırarak ekibiniz değişen pazar talep ve trendlerini yakından takip ederek sektöre daha hızlı uyum sağlayabilir.

Esnek bir Veri Platformu 

Şirket içi ve dış kaynaklardan toplanan verileri tek bir veri platformunda bir araya getirmek, kurumsal verimliliği artırmanın ve personelinizin iş yükünü azaltmanın en kolay yoludur.

Ayrıca bu yöntemle raporlama ve analiz süreçlerini hızlandırarak hataları en aza indirmek de mümkündür. İstikrarlı, esnek ve çevik bir veri platformu oluşturarak, birden çok kaynaktan toplanan karmaşık verileri hızlı bir şekilde düzenli ve anlamlı bilgiler haline getirebilir, daha kaliteli ve güvenilir bir şekilde analiz edebilir, rakiplerinize fark atabilirsiniz.

Sonuç

21. yüzyılda gelişen teknolojiler sayesinde iş yapma biçimimiz de değişiyor. İş çevikliği, rakiplerin bir adım önüne geçmek isteyen tüm işletmeler için artık her zamankinden daha da önemli. İş cevikligine giden yol ise iş zekâsını son teknoloji metotlarla etkin kullanmaktan ve sektörel değişimleri yakından takip ederek en doğru kararları en hızlı şekilde alabilmekten geçiyor.

İş zekâsı teknolojilerini benimseyerek kuruluşunuzun iş çevikliğini geliştirebilir, müşterilerinizin markanıza bağlılığını ve marka bilinirliğinizi artırabilir, yeni müşteriler elde edebilir ve sektöre adınızı altın harflerle yazabilirsiniz.

İş Zekası Tahminlemeye Nasıl Yardımcı Olur?

İş zekası (Business intelligence: BI), verileri analiz eden ve işletmelerin performans takibine yardımcı olan çeşitli yazılım türlerini kullanan, teknoloji odaklı bir süreçtir. İş zekasının amacı, bir sektördeki yöneticilere, çalışanlara ve diğer aktörlere işe dair karar verirken bilinçli eylemlerde bulunmalarına yardımcı olan faydalı bilgileri iletmektir.

Forecasting olarak da bilinen tahminleme, iş zekası yazılımının mümkün kıldığı aksiyon almaya yönelik süreçlerden biridir. Tahminleme, şirketlerin istatistiksel analizlere ve diğer veri noktalarına odaklanarak performanslarının geçmişini, bugününü ve geleceğini bir arada izlemelerine yardımcı olur. Tahmin ölçümlerini takip etmek, işletmelerin yalnızca gelecekteki hedefler için plan yapmalarını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bu planlama sürecini optimize eder.

Bu yazıda iş zekasının bir işletmenin birçok yönü için tahminlemeye nasıl yardımcı olduğunu daha ayrıntılı olarak açıklayacağız. Şirketinizin tahminleme yeteneklerini en üst düzeye çıkarmak için iş zekasından nasıl yararlanabileceğiniz hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıya buyurun.

Tahminleme Nedir?

İş dünyasında tahminleme, gelecekteki durumu tahmin etmek için veri analizi ve madenciliği yapmak anlamına gelir. Genellikle iş zekası araçları kullanılarak gerçekleştirilir ve hangi sektörde olursa olsun herhangi bir işletmeye hayati bilgiler sağlayabilir. Dolayısıyla tahminleme, bir şirketin işleyişini analiz etmek ve geleceğe yönelik strateji oluşturmak için oldukça faydalı bir yöntemdir.

Tahminleme, bir işletmenin talep, satış, maliyet ve kar dahil olmak üzere farklı yönlerindeki gelişmeleri öngörmesini sağlar. Örneğin, talep tahminlemesi demek malzeme, envanter ve işgücü gibi unsurlara yönelik verileri değerlendirip tahmini talebi kestirmek demektir. Bu sayede şirketler hedeflerini iç ve dış taleplere ayak uydurabilecek şekilde planlayabilirler.

Tahminleme Neden Önemlidir?

Tahminlemenin herhangi bir sektör için önemi azımsanacak gibi değil. Şirketlerin büyüme stratejilerini şekillendirebilecekleri en doğru ve verimli iş zekası yöntemlerinden biri tahminlemedir. Tahminlemeden yararlanmak, şirketlerin proaktif politikalar geliştirmesine yardımcı olur.

Tahminleme, bir şirketin büyüme modelini çıkarırken merkezi önemdedir. Bu nedenle, hedeflerin planlanması ve gerekli stratejilerin oluşturulması için de gereklidir. Tahminleme sayesinde kuruluşlar bütçe, kaynak tahsisi, pazarlama stratejisi ve iş modelleri hakkında daha iyi kararlar alabilir. Ancak, maksimum verimliliği sağlamak için tahminlemenin sağlam bir iş zekası yapısıyla desteklenmesi gerekir. Hemen aşağıda buna değiniyoruz.

İş Zekası Tahminlemeye Nasıl Yardımcı Olur?

Adı üzerinde tahminleme, tahmin etmeye dayalı olduğu için zor ve karışık bir iş. Bu aslında iş dünyasındaki belirsizlikler ve süregelen değişiklikler göz önüne alındığında beklenen bir sonuç. İşte iş zekası servisleri burada devreye giriyor: iş zekası, eksik ve hatalı veri analizi olasılığını en aza indirerek tahminlemenin kesinliğini artırıyor.

Verilerin nitelikli analizini içeren iş zekası, şirketlere hem kapsamlı hem de zamanında bilgi sağlar. Sonuç olarak, iş zekası danışmanlığı bir şirketteki her departmanın daha iyi çalışmasına yardımcı olur, örneğin malzeme ihtiyacı daha iyi tahmin edilebilir, müşterileri hedefleme daha verimli bir şekilde gerçekleştirilir ve finansal yönetim daha kolay hale gelir.

Efektif Tahminleme için İş Zekası Araçları

Gelecekteki verileri tahmin etmek, iyi işleyen iş zekası araçlarını gerektirir. Tahminlemenin sayısız avantajını gerçekleştirmek için iş zekası bu araçları çeşitli şekillerde kullanır. İş zekası araçları, tahminleme yeteneklerinize büyük bir güç katar; ayrıca danışmanlık hizmeti aldığınız takdirde uygulanması oldukça kolaydır. İş zekası sistemi harika bir yol haritası çünkü sisteminizden elde edilen bilgiler, şirketinizde olup biten tüm faaliyetleri yansıtır.

İş zekası araçları kurumsal verimliliği artırır. Şirketinize strateji belirleme konusunda fikir verir, beklenmedik sorunları hızlı bir şekilde çözmenize yardımcı olur, verilerinizi tek bir yerde toplar, verilerinizi görselleştirir ve çok daha fazlasını başarır. Örneğin, bir şirketin muhasebe verileri çoğunlukla elektronik tablolarda dağınık halde bulunur. Çalışanların bütünsellik adına dosyaları birleştirmesi gerekir. Ancak bu zaman ve enerji harcayan bir görevdir. İş zekası sistemleri, çeşitli departmanlardan gelen verileri, işletmelerin tek bir merkezden ulaşabilecekleri bir dizi rapor halinde bir araya getirir. Böylece çalışanlar daha faydalı görevlere odaklanabilirler. Ayrıca iş zekası araçları, envanter yönetimi, dağıtım, satış ve pazarlamayı geliştirmenize yardımcı olur.

Sonuç Olarak

Tahminleme, şirketinizi çeşitli biçimlerde geliştirmek için atabileceğiniz en iyi adımlardan biridir. İş zekası ise tahminlemeyi varsayımda bulunmaktan öteye taşıyan bel kemiğidir. İş zekası, her sektördeki şirketlerin işlevselliği için verileri toplama ve tahminleme konusunda etkili bir yol sağlar.

Daha gelişmiş bir iş zekası sistemi, daha iyi tahminleme sonuçları sağlar ve daha iyi tahminleme, uygun maliyetli bir iş geliştirmenize ve üretkenlik konusunda gelişmenize yardımcı olur. Siz de bir iş zekası danışmanlığı planlayarak tahminlemeye adım atabilirsiniz.

En İyi Teknoloji Şirketleri Neden Yazılım Alanında Dış Kaynak Kullanımına İhtiyaç Duyar?

Google ve Facebook gibi teknoloji devleri de dahil olmak üzere, dünyanın en iyi yazılım ekiplerine sahip şirketleri, yazılım geliştirmeleri için dış kaynak kullanımına (outsourcing) başvuruyor. 

Teknoloji devleri, alanında en iyi yazılım ve IT ekiplerini istihdam ediyor. Ancak ekip ne kadar yetkin olursa olsun, bu şirket dış kaynak kullanımı ile ekiplerini desteklemeyi tercih ediyorlar. Bu şirketler, bir projeyi mümkün hale getirmek değil, projenin en verimli nasıl sonuçlandırılabileceğine odaklanarak karar veriyor ve strateji geliştiriyor.

Teknoloji devleri neden dış kaynak kullanıyor?

Yazılım geliştirme projelerinin iş akışını planlarken en hızlı, en verimli ve en düşük maliyetle nasıl gerçekleştirileceğini ölçen şirketler büyük oranda dış kaynak kullanıyor. 

Bu yazıda, teknoloji devlerinin bu yola başvurmalarındaki temel mantığı ve yeni girişimlerin yazılım alanında dış kaynak kullanımıyla elde ettikleri avantajları detaylı olarak inceleyeceğiz.

Alanında uzmanlaşmış yeteneklere erişin

Yazılım alanındaki firmanız için yetenekli yazılımcıları kendi ekibinize katmak, gerek firmaların koşulları gerekse yazılımcıların iş beklentileri açısından en elverişli yol değil. 

Üstelik o anda ihtiyaç duyulan yazılım geliştirmelerinden sonra, işe aldığınız kişilere yönelik uzun vadeli bir strateji kurmanız gerekir. Özellikle yeni girişimler, startup firmalar alanlarında yetkin yazılımcıları istihdam etmekte zorluk yaşabilirler. 

Bu sebeple ihtiyaç duyulan yazılım geliştirme alanında kabiliyetli yazılımcılara erişmek ancak outsourcing ile mümkün hale geliyor. Böylelikle önde gelen yazılımcıların üretimlerine erişim imkânı doğuyor. Günümüzde küreselleşme ile dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir yazılımcıdan hizmet alabilirsiniz.

Gelişim sürecinin hızlandırın

İş ve strateji planlamalarında ya da yazılım geliştirme sürecinde gerçekleştirilen tartışmalar, planlamalar ve saatler süren toplantılar projenin tamamlanmasını geciktirebilir.

Diğer yandan, halihazırda ihtiyaç duyulan yazılım geliştirmelerini yapan firmalardan hizmet almak yeni girişimlerin ihtiyaç duyduğu hızı yakalamalarını sağlıyor. Bu sayede firmalar, kendilerine iş ortaklığı edecek bir dış kaynak sağlayıcı ile birlikte çalışabilir. Böylece ihtiyaç duydukları ek geliştirmeleri ve adaptasyonları çok kısa sürede hayata geçirebilirler.

Temel işlerinize odaklanırken maliyeti düşürün

Şirketinizin ihtiyaç duyduğu geliştirmeyi yapmak, yazılım ekibinizin o işe odaklanmasını gerektirerek çok fazla vakitlerini alır. Aynı anda yürütülmesi gereken ve firmanızın asıl işlevini sekteye uğrayabilir. 

Yeni girişiminizin veya şirketinizin ihtiyaç duyduğu yazılım geliştirmeleri dış kaynaklardan karşıladığınızda IT ekibiniz, sizi piyasada öne çıkartacak olan asıl işlevlerine odaklanabilir. Üstelik yetenekli ve deneyimli bir veya daha fazla yazılımcıyı ekibinizde tam zamanlı işe almanın maliyeti oldukça yüksektir. Outsourcing hizmeti veren yazılımcılar ise saat ya da proje bazlı ücretlendirme yaparak daha uygun fiyata en iyi yazılıma ulaşmanızı sağlar.

Böylece elde ettiğiniz zaman ve maliyet avantajlarıyla yazılımlarınızdan çok daha yüksek ROI elde edebilirsiniz.

İş dünyasında en çok talep edilen pozisyon: Yazılımcılar

Şüphesiz 21. yüzyıl iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle hatırlanacak. 

2000’lerin başından beri internetin yaygınlaşmasıyla birlikte daha da yaygınlaşan dijital dönüşüm, özellikle pandeminin etkisiyle hızlanarak devam ediyor. Sadece teknoloji alanında faaliyet gösteren yeni girişimler değil, geleneksel yöntemlerle üretim yapan firmalar da piyasada ve gelecekte kendilerine yer edinmek için bu dönüşümün bir parçası olmak zorunda kalıyor. 

İnanılmaz ölçüde hızlanan bu dönüşüm sürecinde en çok ihtiyaç duyulan insan kaynağı ise yazılım alanında. Bu talep sonucunda yazılımcı talebi  katlanarak artıyor. Hatta bu ihtiyaç, firmalar arası rekabeti de ortaya çıkarıyor. 

Her ne kadar bu alanda çalışan insan sayısında büyük artış yaşansa da bu artış piyasanın taleplerini karşılamakta yetersiz kalıyor. Bu nedenle hem çalışanlar hem de şirketler için ülke sınırlarından bağımsız olarak yeni fırsatlar ortaya çıkıyor. Yazılımcılar artık dünyanın farklı yerlerindeki şirketler için yazılım geliştiriyor. Onların projelerinin bir parçası olarak çalışabiliyor. 

Yazılımcılara duyulan bu ihtiyacın en hızlı, verimli ve düşük maliyetli çözümü outsourcing hizmetlerine başvurmak olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle yeni girişimlerin piyasa içerisindeki konumları göz önüne alındığında ortaya çıkan faydalar, yeni girişimleri rekabette öne çıkarıyor.

Sonuç Olarak

Yazılım alanında dış kaynak kullanımı sadece büyük teknoloji şirketlerinin değil yeni girişimlerin de ihtiyaç duydukları zaman ve maliyet fırsatlarını ortaya çıkarıyor. Yazılım geliştirme alanında hizmet sunan firmalar, ana faaliyetleri bu olduğu için birçok yeni girişimden ve büyük teknoloji firmasından çok daha esnek ve yenilikçi çözümler sunuyor.

Sigorta Sektörü için Siber Güvenliğin Önceliği

Siber güvenlik, sigorta dahil birçok sektörde dijital dönüşümün bel kemiğidir. Ancak sigorta sektörü, diğer dijital teknolojileri hızla benimsemesine rağmen siber güvenliğin geliştirilmesine ancak son zamanlarda önem vermeye başlamıştır.

Tıpkı diğer sektörler gibi, sigorta sektörü de pandemi sonrasında dijital işlemlere giderek daha fazla ağırlık veriyor. Bunun bir sonucu olarak, veri sızıntılarının ve siber saldırıların sigorta sektörüne yönelik oluşturduğu tehdit büyüyor.

Bu yazıdaki amacımız, sigorta şirketleri için siber riskleri anlatıp siber güvenliğe öncelik vermenin önemi hakkında sizleri bilgilendirmek. Sigorta şirketleri, siber güvenlik gelişmelerini takip etme konusunda uyanık ve dinamik olmalı. Böylece siber tehditler kolayca fark edilebilir ve olası maddi ve manevi zararları önlemek için hızlı bir şekilde ortadan kaldırılabilir.

Sigortacılıkta Siber Güvenlik Neden Önemlidir?

Sigorta şirketleri, önemli miktarda gizli veriye sahip oldukları için siber saldırıların yaygın bir hedefidir. Hassas finansal veriler toplayan başka sektörler de var ancak sigorta şirketleri bunun ötesinde önemli miktarda korumalı kişisel bilgiyi bünyesinde barındırıyor. Bu durum sigorta sektörünü siber saldırılara oldukça açık hale getiriyor.

Düşünün, neredeyse herkesin bir çeşit sigortası var. Sigortacılık sektörü devasa ve veriler hassas. Bu yüzden sigorta şirketinizin potansiyel güvenlik zafiyetleri size finansal yükümlülükler getirebilir. Bu istenmeyen yükümlülükler arasında siber suçlular tarafından istenen fidyeler, müşteriler tarafından açılan davalar ve regülatörlerden gelen para cezaları yer alır. Tüm bu korkutucu senaryolar, sigorta şirketleri için siber güvenliğin merkezi önemini gösteriyor.

Potansiyel siber güvenlik tehditlerinin farkındaysanız, sıkça yapacağınız risk değerlendirmesi ve sağlam bir güvenlik planı gibi temel önleyici tedbirleri almaya başlamak için doğru noktadasınız. Uzun vadede zamandan ve paradan tasarruf edecek ve daha da önemlisi şirketinizin itibarını koruyacaksınız.

Sigortacılıkta Siber Riskler Nelerdir?

Sigorta müfettişleri, siber güvenlik açıklarının sigorta şirketleri için dijitalleşme riskleri, siber risk değerlendirmesi ve rekabet gücüne zarar verme gibi diğer risk türlerini de tetiklediğini iddia ediyor. Bu nedenle, siber suçluların yöntemlerini anlamak, güvenliğinizi korumanız ve şirketinizin birçok unsuru için önlem almanız için mühim. Aşağıda bilmeniz gereken bazı spesifik risk türlerinden bahsettik.

Fidye yazılımı, siber suçluların sizin belirli bir miktar ödeyene kadar kendi verilerinize erişmenizi engellemesini sağlayan bir tür kötü amaçlı yazılımdır. Siber suçlularla mücadele etmek yerine fidyeyi doğrudan ödemek en iyi seçenek değil, ancak birçok sigorta şirketi sorunu hemen çözmek için bunu yapıyor. Bu yüzden fidye yazılımı geliştirmek siber suçlular arasında popüler bir yöntem.

Daha fazla sigorta şirketi bulut tabanlı yazılımlar kullanmaya geçtikçe, bu yazılımlara dair riskler de yaygınlaşıyor. Bulut yazılımlar üzerinde çalışmak sizi veri ihlali ve hijacking denen saldırılar için uygun hale getirir. Verileri bulut istismarlarından korumak, güçlü bir siber güvenlik yapısı gerektirir.

Sosyal mühendislik, manipülasyon içeren bir başka risktir. Sosyal mühendisliği siber güvenlik araçları aracılığıyla engellemek genellikle zordur, çünkü hackerların sisteme erişimini kandırılan kişiler bizzat sağlar. Siber güvenlik eğitimi, bu tür saldırıları önlemek için etkili bir araçtır.

Bazen de siber suçlular, sizin sigorta şirketiniz yerine üçüncü taraf satıcılarınızı hedef alır. Üçüncü taraf sağlayıcınızın sistemi aracılığıyla verilerinize girebilirler. Bu tür saldırıları önlemek için birbirinizin siber güvenlik önlemlerinden haberdar olmalısınız.

Birinci Taraf ve Üçüncü Taraf Riskleri

Sigorta şirketlerinin üstlendiği sorumluluk, iki ana siber risk türüne göre değişiklik göstermektedir: birinci şahıs riskleri ve üçüncü şahıs riskleri. Bunları bilmek, kendiniz ve müşterileriniz için hangi önlemleri almanız gerektiğini anlamanıza yardımcı olacaktır.

Birinci taraf siber risklerle kastedilen, bir işletmeyi ve enformasyon altyapısını doğrudan etkilemeleridir. Bir fidye yazılımı saldırısı nedeniyle bir işletmenin faaliyetleri sekteye uğradığında, bu doğrudan birinci taraf hasarıdır. Bu durumda, ortak olduğunuz reasürans şirketi, fidye ödemek, müşterilere bildirmek ve durdurulan iş süresini telafi etmek gibi müdahalelerle durumu düzeltmenize yardımcı olabilir.

Üçüncü taraf riskleri ise diğer kuruluşların sizin sorumlu olduğunuz iddia edilen siber riskleri ile ilgilidir. Bir müşteriniz, siber güvenlik açığı nedeniyle verilerini koruyamadığınız için zarar gördüğünü iddia ettiğinde, üçüncü taraf riskleri arasında kabul edilir. Özellikle dava açmaları durumunda bu iddialarla uğraşmanız gerekebilir.

Sigorta şirketleri hem birinci hem de üçüncü taraf siber risklerini önleme için politikalar geliştirmelidir. Genellikle üçüncü taraf zararlarını taraf şahıs zararlarından ayırt etmek zordur. Örneğin hem siz hem de müşteriniz saldırıya uğradıysa, veri ihlalinin ilk başta nasıl meydana geldiğini belirlemek kolay değildir.

Sonuç Olarak

Sigorta özel bir endüstri çünkü sigorta şirketleri dünya nüfusunun çoğu hakkında veri sahibi. Dolayısıyla yukarıda bahsettiğimiz siber riskler sigortacılar ve sigortalılar için önemli sonuçlar doğurmakta.

Sigorta sektörünün bir parçasıysanız, bu zararlı risklere karşı gözünüzü dört açmalısınız. Siber güvenliğe öncelik vermenin anahtarı, siber güvenliği altyapı teknolojinize dahil etmek ve işleyişini yetenekli personele emanet etmektir.

Veri Doğruluğu Neden Önemlidir?

Veri, her şirketin temelini oluşturuyor. Öyle ya da böyle, şirketinizin verileri işlemesi gerekiyor. Bu anlamda veri doğruluğu, verilerin kullanışlı olabilmesi için büyük önem taşıyor.

Şirketinizin tüm faaliyetini etkileyen veri doğruluğu, karar verme sürecinizle doğrudan bağlantılı olduğu için ileriye dönük stratejilerinizi belirliyor.

Bu nedenle verilerin doğruluğunun sağlanması işinizin başarılı olabilmesi için kritik önem taşıyor.

Veri Doğruluğu Nedir?

Veri kalitesinin temel standartları arasında yer alan veri doğruluğu, verinin gerçeklikle tutarlılığını ifade eder. Veri ne kadar gerçeğe uygunsa o kadar doğrudur. Doğru verinin, iş alanınız için gerekli olan enformasyonu gerçeğe uyumlu şekilde yansıtması gerekir.

Bu aynı zamanda verilerin hatasız olduğu; veri kaynağının güvenilir ve tutarlı olduğu anlamına gelir. %100 kesinlikte bir gerçekliğe ulaşmak mümkün olmasa da optimuma ulaşmayı hedeflemelisiniz.

Doğru veri; tahmin, planlama, program bütçeleme, strateji geliştirme ve buna benzer her faaliyet için önem taşıyor.

Veri doğruluğu aynı zamanda bütünlüğü, geçerliliği ve tutarlılığı da içeriyor. Veriler yanlış, eksik ve güvenilmez ise hedefleriniz, planlamalarınız ve geleceğe yönelik içgörüleriniz sizi başarıya ulaşmaktan alıkoyabilir. Yanlış veriler kritik dönemeçlerde yanlış kararlar vermenize neden olabilir.

Örneğin, bir araştırmaya göre, veri yöneticilerinin %70’i yanlış tahminlerin kendilerinin ve şirketin itibarı için bir tehlike olduğunu düşünüyor. Ve yanlış tahminler genellikle yanlış verilere dayanıyor.

Bu nedenle, veri doğruluğu işinizin bel kemiğidir; buna dikkatle odaklanmalısınız.

Doğruluk İlkesi

Doğruluk ilkesi, Genel Veri Koruma Yönetmeliği’nde (GDPR) veri işlemenin dördüncü ilkesidir.

GDPR ilkesi, verileri toplayan ve işleyen şirketlerin, verilerinin doğru olduğundan emin olmaları gerektiğini vurgular. Ayrıca şirketler, verilerin edinildiği enformasyonu doğru tutmak için belli politikaları benimsemeli ve bunları uygulamalıdır.

Doğruluk ilkesinin bir parçası olarak, kişiler düzeltme ve silme haklarını kullanmayı talep edebilirler. Bu nedenle şirketlerin, kişilerin bu haklarını kullanabilmeleri için gerekli koşulları sağlaması gerekiyor. Bu ilke verileri güncel ve güvenilir tutarken aynı zamanda veri güvenliğini de sağlıyor.

AB Veri Koruma Yasası Kapsamında “Doğruluk” Ne Anlama Geliyor?

AB Veri Koruma yasası, verilerin doğru sayılması ve güncel tutulması için koşulları belirliyor. Burada “doğruluk”, yanlış, yanıltıcı bilgi içermemek anlamına geliyor.

Genel anlamda AB Veri Koruma kanunu, doğruluğu sağlamak için şirketlere şu noktaları şart koşuyor:

●       Şirketler, kişilerden topladıkları verilerin doğruluğunu sağlamak için sorumluluk almalıdır.

●       Şirketler bireylerin düzeltme ve silme hakkını tanımaları gerekir.

●       Ayrıca, bir yanlışlık fark edildiğinde mümkün olan en kısa sürede hatalı veriler silinerek veya düzelterek veriler doğru tutmalıdır.

●       Verilerin doğru tutulduğundan emin olmak için bilgiler periyodik olarak güncellenmelidir.

Burada bir not düşülebilir: Yasa, kişisel veri ile geçmiş veri arasında önemli bir ayrım yapıyor. Kişisel bilgilerin değişmesi, verilerin doğruluğunu etkiler. Bu nedenle, doğruluğu korumak için verileri güncellemelisiniz. Fakat geçmiş veriler eski ve güncel verileri birlikte kapsayabilir, ikisini de içerebilir. Dolayısıyla bazı bilgiler, kişisel veriler için yanlış olabilir, ancak yine de geçmiş veri çerçevesinde doğru kabul edilir.

Kişisel Veriler Her Zaman Güncel Olmak Zorunda Mı?

Bu sorunun cevabı genel anlamda evettir. Şirketler, sahip oldukları kişisel verilerin güncel ve doğru olduğundan emin olmalıdır. Yine de bu konuda, verinin işlevi ve hangi amaçla kullanıldığı belirleyicidir.

Bilgileri doğruluk gerektiren faaliyetler için kullanırsanız, kişisel veriler güncel olmalıdır. Aksi takdirde, veriler yanlış ve dolayısıyla yanıltıcı olacaktır.

Örneğin, şirketiniz bir kişiye fiziksel olarak ulaşmayı hedefliyorsa, adres bilgileri de dahil olmak üzere kişisel verileri geçerli olmalıdır. Bu nedenle, adres bilgilerindeki herhangi bir değişiklik, periyodik olarak sorgulanmalı ve güncellenmelidir. Bu uygulama, verileri doğru tutarak aynı zamanda veri güvenliğini de sağlar.

Böylesi durumlarda verilerin güncelliği sizin için bir zorunluluktur.

Öte yandan, verilerinizi sürekli güncellemenizin gerekmediği durumlar da vardır. Örneğin, veri kaynaklarınızın güncel bilgilerine ihtiyacınız yoksa verilerinizin güncelliğini sürekli kontrol etmeniz gerekmez.

Mesela kişisel verileri yalnızca istatistik vb. araştırma amaçlı tutuyorsanız, kişisel verileri yalnızca geniş bir çerçevede edinmek sizin için yeterlidir ve verileri düzenli olarak güncellemek zorunda değilsinizdir.

Sonuç:

Veri doğruluğu, şirketinizin karar verme süreçleri ve tahmin stratejileri için hayati önem taşır.

Verilerin doğruluğunu korurken, gerektiğinde bilgileri güncellemeli ve bireylerin bilgilerini düzeltme ve silme haklarını kullanmalarını sağlayacak koşulları sunmalısınız. Böylece GDPR’nin tanımladığı biçimiyle doğruluk ilkesi, sizi yanıltmayan ve şirketinize zarar vermeyen, işlevsel, güvenli ve değerli verilerinizin temelini oluşturur.

GDPR: 7 Veri Koruma İlkesini Anlama

Şirketinizle ilgili olarak bilmeniz gereken en önemli konuların başında GDPR olarak bilinen Avrupa Birliği Veri Koruma Yönetmeliği gelir. Düzenleme, kuruluşların AB vatandaşları hakkındaki verileri nasıl topladığını, yönettiğini ve koruduğunu düzenler. Söz konusu yönetmelik, web sitesi sunucularının bulunduğu yerden bağımsız olarak geçerli olduğundan, özellikle AB ülkelerinde yerleşik kişilere ürün veya hizmet pazarlamasalar bile, Avrupalı ziyaretçileri çeken tüm siteler tarafından dikkate alınmalıdır. Bu düzenlemeye veya bunun şirketiniz için ne anlama geldiği konusuna vakıf değilseniz, bu yazımız ile temel bilgileri öğrenebilirsiniz.

Yedi veri koruma ilkesi nelerdir?

Avrupa Birliği Veri Koruma Yönetmeliği 2018’de yürürlüğe girdi. GDPR, gizlilik ve güvenlik standartlarını ihlal edenlere karşı on milyonlarca avroya varan cezalarla vergi cezalarını düzenler. GDPR, yedi veri koruma ilkesine tabidir. Genel olarak, yedi ilke şunlardır:

  1. Yasallık, adalet ve şeffaflık
  2. Amaç sınırlaması
  3. Kesinlik
  4. Veri minimizasyonu
  5. Depolama sınırlaması
  6. Bütünlük ve gizlilik (güvenlik)
  7. Hesap verebilirlik

Kişisel Veriler, kazara kayıp, hasar veya imhaya karşı güvence altına alınmalıdır. Veri işleme yasal olmalıdır. İlgili kişi, her bir hizmet için veri işlemeye açık rıza vermelidir.

İlgili taraflar arasındaki her türlü iletişim şeffaf ve adil olmalıdır. Veri denetleyicileri, bir bireyin verilerinin nasıl, neden toplandığı ve işlendiği hakkında açık bilgi sağlamalıdır. İlgili tüm kişiler, verileriyle ilgili olarak profil oluşturulmasını silme, düzeltme, itiraz etme, bilgilendirilme, taşıma, kısıtlama, itiraz etme hakkına sahiptir.

Kişisel verilerin toplanması ve işlenmesi yalnızca belirtilen amaçlarla sınırlandırılmalıdır. Kişisel verilerin başlangıç sınırının üzerinde işlenip işlenemeyeceğini tespit etmek gereklidir. Veri toplamanın amacı, verilerin doğası, toplama yöntemi, ikincil kullanımların sonuçları ve güvenlik önlemleri arasındaki bağlantıları aramak için bir uyumluluk testi kullanılmalıdır.

Bu aynı zamanda, kişisel verilerin yalnızca belirli, açık ve meşru amaçlar için toplanması gerektiği anlamına gelen veri minimizasyonuna da işaret eder. Düzenlemenin hem fiziki hem de dijital kayıtlar için geçerli olduğunu unutmayın, bu nedenle dosyada yalnızca gerekli bilgileri tutmak önemlidir.

Veri saklama sınırlaması, yalnızca amaca uygun ve gerekli olan kişisel verilerin korunması anlamına gelir.

Gizlilik ve bütünlük, kişisel verilerin güvenli olmasını gerektirir.

Son olarak, hesap verebilirlik, kişisel verilerin sorumlu bir şekilde işlenmesi ve AB ve üye devlet veri koruma yasalarına uygunluğun gösterilmesi anlamına gelir.

GDPR’den Kimler Etkilenir?

GDPR, yalnızca AB’de yerleşik kişilere ürün veya hizmet sunan AB’de yerleşik şirketler için geçerli değildir. Yönetmelik AB vatandaşlarının kişisel verilerini işleyen kuruluşlar için geçerlidir. Örneğin, bir ABD şirketi bir AB vatandaşının verilerini toplar ve işlerse, GDPR geçerli olacaktır.

İşinizi Nasıl Etkiler?

GDPR’nin, şirketlerin kişisel verileri nasıl topladığı, depoladığı ve kullandığı konusunda geniş kapsamlı etkileri vardır. Veri yönetiminden veya iş geliştirmeden sorumluysanız, herhangi bir yasal uyum sorununu önlemek için yönetmeliği anlamalısınız.

Sonuç

GDPR ve KVKK uygulamaları kurumlar için ciddi iş yükleri oluşturmaktadır. Omreon olarak şirketlerin GDPR ve KVKK yükümlülüklerini karşılayarak yasal yükümlülüklerini yerine getirmelerine destek oluyoruz. Kişisel verilerin korunması alanında gerek ulusal ve gerekse uluslararası mevzuat tarafından belirlenen tüm kriterlere uygun çözümler üretiyoruz.

İş süreçlerinizi analiz ederek gerekli uygulamaları belirlemek, bunları kurmak ve konfigüre etmek için doğru uzmana ihtiyacınız varsa bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Yazılım Danışmanlığı Nedir ve Nasıl Yapılır?

Yazılım danışmanlığı işi, diğer işletmelere yazılımlarını nasıl oluşturmaları gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunmak için yazılım danışmanlık hizmetlerinin kullanılmasıdır. Yazılım danışmanlığı, iş süreçlerini iyileştirmek veya en son teknoloji ile güncel kalmak için kullanılabilir. Yazılım geliştirirken danışman kullanmanın birçok faydası vardır. Ancak biriyle anlaşmadan önce neye bulaştığınızı bilmek önemlidir. Danışmanlık pahalı ve zaman alıcı olabilir, ancak maliyeti ve çabayı haklı çıkaran birçok faydası da vardır. İşte bir yazılım danışmanlığıyla nasıl çalışılacağına ve sonunda buna neden değdiğine dair bazı ipuçları!

Yazılım Danışmanlığı Nedir?

Yazılım danışmanlığı, yazılımı nasıl oluşturmaları gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunmak için serbest çalışan bir danışman veya şirket kiralayan bir işletmeyi içerir. İki tür yazılım danışmanlığı vardır:

  • Süreç Danışmanlığı – Bir kuruluşun iş süreçlerini iyileştirmek için kullanılır.
  • Teknoloji Danışmanlığı – Yazılım geliştirmedeki en son gelişmeleri uygulamak için kullanılır.

Bazıları bu hizmetin sadece büyük işletmeler için olduğunu düşünebilir, ancak bu doğru değildir. Aslında, birçok küçük işletme ve KOBİ, teknolojideki en son gelişmelerden haberdar olmak ve bu alanda modayı kaçırmaktan kaçınmak için danışmanlar tutar.

Neden Danışman Tutmalısınız? / Yazılım Geliştirirken Danışman Kullanmanın Faydaları

Bir danışman ile çalışmak için birçok neden bulunur. En önemlilerinden biri, yazılım geliştirme konusundaki uzmanlıklarıdır. Yazılım danışmanlığı işi pahalı olabilir, ancak buna değer çünkü danışmanlar kendi alanlarında uzmandır. Sizin farkında olmadığınız veya kendinizi nasıl kullanacağınızı bilmediğiniz en son trendler, teknikler ve teknolojiler hakkında bilgi sahibidirler.

Bir danışman ile çalışmanın bir başka yararı da, işinizi geleceğe yönlendirmeye yardımcı olmalarıdır. İşininn ehli danışmanlar her zaman en son teknolojiye hakim olan kişilerdir, bu nedenle henüz ne olduklarını bilmiyor olsanız bile iş ihtiyaçlarınız için çözümlere sahip olacaklarından emin olabilirsiniz.

Bazen daha küçük işletmeler bir danışman tutacak paraya sahip olmayabilir, bu yüzden çoğu şirket tam zamanlı yerine proje bazlı olarak danışmanlık hizmeti almayı tercih edebilir. Sonuç olarak, danışmanlar, yeni yazılım geliştirmek veya mevcut süreçleri iyileştirmek isteyen herhangi bir işletme için kritik öneme sahiptir.

Doğru Danışman Nasıl Bulunur?

İşletmeniz için doğru yazılım danışmanını bulmak önemlidir. Denemeden kimin iyi, kimin kötü  olduğunu söylemek zor olabilir. Bir danışman ararken aklınızda bulundurmanız gereken birkaç şey var.

İlk olarak, ne kadar deneyime sahip olduklarını göz önünde bulundurun. Gerçekleştirmeye çalıştığınız projenin karmaşıklığını karşılayan veya aşan deneyime sahip bir şirket istiyorsunuz.

İkincisi, potansiyel müşteriler ve müşterilerle ne kadar iyi iletişim kurduklarını dikkate alın. Proje ne kadar zorsa, danışmanınızın sürecini net bir dille anlatabilmesi o kadar önemlidir.

Üçüncüsü, danışmanlık hizmetlerinin maliyetinin ne olduğunu anlayın. Bu, bütçenizi etkileyecek ve başlangıçta yeterince ciddiye alınmazsa bir projenin başarılı veya başarısız olmasının en önemli etkeni olabilir.

Son olarak, uzmanlık alanlarında mükemmel bir üne sahip danışmanlık firmaları arayın. Saygın firmalar, iş ürünlerinde hayal kırıklığına uğramamanız için kendilerine zaman ve para yatırımı yapanlardır.

Sonuç

Omreon, yazılım geliştirmede deneyimli ekibiyle iş ihtiyaçlarınızı karşılamak için güçlü, esnek ve verimli çözümler sunar.

Bizimle iletişime geçin ve yazılım danışmanlığının neden en iyi seçim olduğunu birlikte tecrübe edelim.

Dış Kaynak Kullanımı Ekonomiyi Nasıl Etkileyecek?

Dış kaynak kullanımı son yıllarda iş çevrelerinde en çok konuşulan konulardan biri haline geldi. İş dünyasında dijitalleşmenin artışıyla birlikte, işyerinde fiziksel varlığa duyulan ihtiyaç azalıyor. Ayrıca, eski tarz ofis alanları kültürel ve iş süreçlerinin verimi açısından önemini kaybettiğinden, şirketler yerel yetenekleri işe almak için diğer işletmelerle rekabet etmeleri gerekmediğini fark ediyor.

Her yıl tahminen 300.000 pozisyon yalnızca ABD’den dış kaynak olarak temin ediliyor ve işletmelerin %59’u giderlerini azaltmak için dış kaynak kullanımına başvuruyor. Rakamlar bu kadar yüksekken, dış kaynak kullanımının küresel ekonomi üzerinde önemli bir etkisi olması şaşırtıcı değil.

Şirketler Neden Dış Kaynak Kullanıyor?

Bu sorunun cevabı şirketten şirkete değişebilir, ancak dış kaynak kullanımının popüler olmasının en önemli nedenlerinden biri maliyet avantajıdır.

Şirket içi bir ekip kurmak, ihtiyacınız olan yeteneklerden dış kaynak olarak destek almaktan farklı sebeblerle çok daha yüksek maliyet gerektirir. Örneğin, bazı ülkelerdeki profesyoneller, daha uygun fiyatlı saatlik ücretlere çalışır. Ayrıca, şirket içi bir ekip, satın alma ve bakımından sorumlu olacağınız ekstra ofis alanına ve ekipmana ihtiyaç duyar. Bu çalışanların işe alımının uzun ve zorlu bir süreç olması ise yalnızca maliyeti değil, işlerin tamamlanması için gerekli süreyi de artırır.

Dış kaynak kullanımının bir diğer ana nedeni, dijital dönüşüm nedeniyle ihtiyaç sürekli artarken, yazılım geliştirme gibi belirli mesleklerde ortaya çıkan küresel yetenek eksikliğidir. Örneğin, işverenlerin %39’u sistem geliştiricileri ve sistem yöneticileri alanlarında yetenek eksikliği olduğunu bildiriyor.

Bu nedenle şirketler, iş akışlarını stressiz ve zamanında halletmek için güvenilir bir çözüm olarak yazılım geliştirmede dış kaynak desteğiyle bu zorluğun üstesinden gelirler.

Dış Kaynak Kullanımının Ekonomi Üzerindeki Etkisi

Dijital hizmetler, yazılım ve yazılım tabanlı hizmetler de dahil olmak üzere teknoloji, küresel olarak ekonomiye öncülük ediyor. Bu nedenle, teknoloji yeteneklerini dışarıdan temin etme eğiliminin yüksek rakamlara ulaşması, ekonomi üzerinde büyük bir etki yaratırken şirketlerin yeni ekonomik ortama uyum sağlamasını zorunlu kılıyor.

Daha önceki yıllarda teknoloji, web sitesine ve dijital varlığa duyulan ihtiyaçla birlikte iş dünyasının bir parçası haline gelirken aradan geçen sürede etkisini sürekli artırmaya devam etti. Dijital dönüşüm şu anda nasıl iş yaptığımızı belirliyor ve teknoloji uzmanlarına duyulan ihtiyaç büyük ölçüde artıyor.

Şirketler, dijital dönüşüm hedeflerine ulaşmak için yetenekleri dış kaynak kullanıyor. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, şirketler bu sağlayıcılarla işbirliği kurarak siber güvenliği sağlıyor, uygulamalar geliştiriyor ve büyük bir yatırım yapmadan dijital ve çevik hale geliyor. Günümüz iş dünyasında bir zorunluluk haline gelen bu hizmetlerden en yüksek verimi almak içinse, bu adımların dikkatle atılması gerekiyor. 

Pratik ve hedef odaklı bir dış kaynak kullanımı stratejisi ile şirketler, teknolojiye ayırdıkları bütçeyi düşürebilir ve küresel ekonomide büyük dalgalar yaratabilir. Dış kaynak kullanımının ekonomideki en önemli istenmeyen sonucu işsizlik gibi görünse de bu durumu istihdam modellerinde bir dönüşüm olarak da yorumlayabiliriz.

Deneyimli ve yetenekli profesyoneller, artık potansiyellerini bir şirket içinde sınırlamak istemiyor. Bunun yerine, küresel olarak genişlemek ve küresel ekonomiye katılmak istiyorlar. Sonuç olarak, iyi bir hizmet edinmenin maliyeti şirketler için artabilir. Ancak yine de ekipleri kendi bünyesinde işe almaktan daha bütçe dostu bir çözüm olarak dış kaynak kullanabilirler. Şirketler bu çalışma modelinde saatlik veya proje bazlı bir fiyat ödediğinden, teknoloji hizmetlerine yalnızca ihtiyaçları olduğu sürece para harcarlar.

Dış kaynak kullanımında ana oyuncular

Dış kaynak kullanımı iki ana gruba fayda sağlar. İlk grup, daha küçük ülkeler ve gelişmekte olan ekonomilere sahip ülkelerdir. Büyük bir yetenek havuzuna sahip olsalar da, bu ülkelerin yerel ekonomileri bu ileri seviye hizmetleri almak için altyapıya veya kaynaklara sahip olmayabilir.

Sonuç olarak, bu ülkelerdeki kalifiye çalışanlar, dış kaynak olarak sundukları hizmetleri için yerel ekonomilerinin izin verdiğinden daha yüksek ücretler talet edebiliyor. Böylece bu ülkelerin küresel ekonomi üzerindeki etkisinin artarken, istihdamda fiziksel sınırlar ortadan kalkıyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki profesyoneller, kariyerlerinde tatmin olma şanslarını artırıyor.

İkinci grup ise birinci sınıf hizmet sunan yetenekli ekipleri olan kurumsal düzeydeki şirketlerdir. Bu sağlayıcılar, müşterilerinin teknik ihtiyaçlarına katkıda bulunmak için onların bir parçası gibi çalışır. Bu nedenle, bu sağlayıcıların desteklerini alan şirketler, sundukları tüm cihazlara, araçlara ve yeteneklere erişebilir.

Sonuç 

Ekonominin kendine ait bir zihni vardır ve dış kaynak kullanımının uzun vadede ekonomi üzerindeki kesin etkisini tahmin etmek kolay değil. Bu yüzden yapabileceğiniz en iyi şey, mevcut verileri analiz etmek ve neler olabileceğine dair eğitimli bir tahminde bulunmaktır.

Diğer tüm iş uygulamaları gibi, dış kaynak kullanımı da kendi artıları ve eksileri ile gelen karmaşık bir konudur. Yakın gelecekte etkilerini daha iyi anlayacağız. Ancak o zamana kadar, fazladan bir el kullanabilen şirketler için güvenilir bir yardım kaynağı olmaya devam ediyor.